27/3/2008 ·
3. Yapılarına Göre Türküler
A. Yapılarında Kararlılık Gösteren Türküler (Düzenli Biçimler)
a. Bentleri dört dizeli türküler
b. Bentleri üç dizeden oluşan türküler
c. Bentleri iki dizeli türküler
d. Mani dörtlüklerinden oluşan türküler
B. Yapılarında Kararlılık Bulunmayan Türküler (Düzensiz Biçimler)
a. Sayışlı türküler
b. Söyleşme biçiminde türküler (efsane konulu türküler)
c. Oyun havaları
d. Ne ölçüsüyle ne de kafiye düzeniyle hiçbir kararlı, kurallı biçime ve “düzensiz tipler”den hiçbirisine uymayan bazı metinler. (Aktarılış sırasında eksik hatırlamalar sonucunda bu durum söz konusu olmaktadır.)
TÜRKÜDE ÖLÇÜ ve UYAK
Türküler,"bent" denen 2–4 dizelik bölümlerden oluşur. Çoğu zaman bu bentler, ezgisi ve sözleri değişmeden tekrarlanan ve "kavuştak" denen dizelerle birbirlerine bağlanırlar.
Kavuştaklar çoğunlukla 1–4 dizeden oluşurlar.
Türküler daha çok 7'li, 8'li ve 11'li hece ölçüleriyle söylenir.
Kavuştaklar genelde kendi aralarında uyaklı olurken, bent uyaklanışında değişiklik
görülebilir.
Örnek:
Başı bölük bölük dumanlı dağlar __ a
Duman eylenir mi kar olmayınca __ b
Bent Bana derler güzel gönlünü eyle __ c
Gönül eylenir mi yar olmayınca __ b
Dağlar yakışığı kar olmayınca __ b
Kavuştak Eller yakışığı yar olmayınca __ b
Çeşmenin başına inmez mi sandın __ d
Beni ağlattın da gülmez mi sandın __ d
Bent Seni sevdiğime güvenmeyesin __ e
Senden başkasını sevmez mi sandın __ d
Dağlar yakışığı kar olmayınca __ b
Kavuştak Eller yakışığı yar olmayınca __ b
Her sabah her sabah esen ruzigar __ f
Kısmetim sıradan kesen ruzigar __ f
Bent Yarin yanağından bir gül koparıp __ g
Getirip bağrıma basan ruzigar __ f
Dağlar yakışığı kar olmayınca __ b
Kavuştak Eller yakışığı yar olmayınca __ b
6+5 duraklı, 11 'li hece ölçüsüyle yazılan bu örnekte de görüldüğü gibi, bent aralarında tekrarlanan bu iki dizeli kavuştaklar, kendi aralarında uyaklıdırlar.
Kişisel Çalışmamdır...
KAYNAKÇA
Ø Elçin, Şükrü. 1981. Halk Edebiyatına Giriş. Ankara. Kültür Bak. Yay.
Ø Kudret, Cevdet. 1980. Örneklerle Edebiyat Bilgileri, Cilt I. İstanbul. İnkılâp ve Aka Yay.
Ø Kurnaz, Cemal. 1997. Türküden Gazele: Halk ve Divan Şiirinin Müşterekleri Üzerine Bir Deneme. Ankara. Akçağ Yay.
Ø Helimoğlu Yavuz, Muhsine. Ortak (Anonim) Halk Edebiyatı - Türk Halk Şiiri. (Kaynak: http://www.aof.edu.tr/kitap/ioltp/2274/unite05.pdf)
Ø Öztürk, Ali Osman. 1998. Türk Halk Türküleri. Ankara. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Ø Türk Halk Edebiyatı Bilgi Şöleni. 26–28 Ekim 1995. Konya. TBMM Kültür, Sanat ve Yayın Kurulu Yay. No: 78.
Yorum (4)
Yorum yaz!
“TÜRKÜ” KAVRAMI
Türkçe söylenmiş şiir anlamına gelen “türkü” nün “Türkî” sözünden geldiği görüşü kabul edilmiş bir görüştür.”Türk” sözcüğüne Arapça “i” ilgi ekinin getirilmesi ile oluşmuştur. “Türk’e özgü” anlamına gelen bu söz halk ağzında “Türkü” biçimine dönüşmüştür.
Türkü sözü, Türk boylarında farklı kelimelerle isimlendirilmiştir. Türküye Azeri Türkleri mahnı, Başkurtlar; halk yırı, kazaklar; Türkî, türik halık eni, Kırgızlar; eldik ır, türkü, Kumuklar; yır, Özbekler; Türkî, halık koşiği, tatarlar; halık cırı, Türkmenler; halk aydımı, Uygur Türkleri; nahşa, koça nahşisi derler.
“Türkü” terimi, ilk defa 15. yüzyılda Doğu Türkistan’da aruz vezniyle yazılmış ve özel bir ezgiyle söylenmiş ürünler için kullanılmıştır. Burada değerlendirmeye çalıştığımız hece vezni ile söylenmiş türkülerin Anadolu’daki ilk örneğini ise, 16. yüzyılda buluruz. Türkü şeklin uygun ve türkü adını taşıyan sözünü ettiğimiz bu parça, 16. yüzyıl halk şairlerinden Öksüz Dede’ye aittir.
“Türkü sözü bestelemek” anlamına gelen “türkü yakmak” deyimi ise yine bu kelimeden türetilmiştir.
BAZI ARAŞTIRMACILARIN “TÜRKÜ” TANIMLARI
Cahit Öztelli: Türkü; halkın iç âlemini yaşatan, beşikten mezara kadar bütün yaşayışını içine alan en dikkate değer edebi ürünlerdir.
Nihat Sami Banarlı: Koşma biçimindeki bir manzumenin her dörtlüğüne beşinci veya beşinci-altıncı mısra ilavesiyle söylenilen halk şiiridir.
Muzaffer Uyguner: Her mısrası kafiyeli üçer mısralı kıtalar ile yine kafiyeli ve iki beyitten oluşan ara nağmeleri olan ve çalınıp söylenen folklorik halk şiirleridir.
Fuat Köprülü: Türklere özgü bir beste ile söylenen halk şarkılarıdır.
Pertev Naili Boratav: Düzenleyicisi bilinmeyen, halkın sözlü geleneğinde oluşup gelişen, çağdan çağa ve yerden yere içeriğinde olsun, biçiminde olsun değişikliklere uğrayabilen ve her zaman bir ezgiyle söylenen şiirlerdir.
M. Öcal Oğuz: “Anonim” halk şiirleri arasında yer alan “türkü”yü ele aldığımız zaman kafiye örgüsü, nazım birimi, vezin ve hacim gibi “dış” unsurlar bakımından belirli bir şekille karşılaşmamaktayız. Bize göre “türkü”, “Türklere mahsus ezgiler” olup bir nazım şekli veya türünün adı değildir.
TÜRKÜLERİN DOĞUŞU VE YAYILIŞI
Türküler genellikle bir olay, bir arzu, bir heyecan üzerine doğarlar. Başlangıçta sahibi belli ürünlerdir. Ancak zamanla, türkünün asıl sahipleri unutulur ve sonraki nesiller tarafından halkın dilinde dolaşa dolaşa farklı coğrafyalara yayılır. Kimileri de sonlarında metnin kime ait olduğunu gösteren ifadeler (mahlas) içerir. Türküler, böylelikle anonimleşir. Önceleri mahalli kimlik gösteren türküler, zamanla milli kimliğe dönüşür. Türkülerin anonimleşmesinde, daha çok göçler, kervanlar, askeri sevkler, gurbete iş için gidişler, gezgin halk şairlerinin faaliyetleri, yakın zamanlarda basın ve yayın organları rol oynar.
TÜRKÜLERİN ÇEŞİTLERİ VE TEKNİK ÖZELLİKLERİ
Türkü metinleri Boratav’ın ifadesiyle, bölge ve konulara has özellikler ya da ezgi ve sözlerin çeşitlenmesine göre “şarkı”, ”deyiş”, “deme”, “hava”, “ninni”, “ağıt” gibi başka adlarla anılmıştır. Görülüyor ki, “türkü” kavramı içerisine ninni ve ağıtları da dâhil etmektedir. (Boratav 1988: 150 aktaran: Oğuz ve diğerleri 2007: 192)
Yine Boratav tarafından türküler, konuları ve kullanıldıkları yerler, üstlendikleri görevler ya da söyleniş amaçları bakımından iki grupta toplanır:
1. Konularına Göre Türküler
A. Lirik Türküler: Aşk, sevinç, özlem vb. duyguların ön alana çıktığı türkülerdir.
a. Aşk ve Sevda Türküleri
b.Gurbet Türküleri
c.Ağıtlar
d.Ninniler
B. Satirik Türküler: Mizahın ve yerginin ön alana çıktığı türkülerdir.
a.Mizahi Türküler
b.Taşlamalar
C. Olay Türküleri: Gerçek olaylara dayana türkülerdir.
a.Tarihi Türküler
b.Eşkiya Türküleri
c.Hapishane Türküleri
D.Tören ve Mevsim Türküleri
a.Düğün ve Kına Türküleri
b.Tarikat türküleri
E. İş ve Meslek Türküleri
a. Esnaf Türküleri
F. Pastoral Türküler: Konularını doğa ve doğa güzelliklerinden alan türkülerdir.
a. Doğa Türküleri
G.Didaktik Türküler
H. Oyun Türküleri
KONULARINA GÖRE TÜRKÜ ÖRNEKLERİ
Aşk Türküleri:
İki turnam gelir allı karalı,
Birisini şahin vurmuş yaralı,
O yauruya sorun aslı nereli.
İnme turnam inme sen bu pınara,
Avcı tuzak kurmuş, var yolun ara,
Cümlemizin işin Mevlâm kayıra.
İnme turnam inme burda kış olur,
Böyle kalmaz elbet sonu hoş olur,
Bastığım yerler donar taş olur.
İnme turnam inme haber sorayım,
Kanadın altına name sunayım,
Nazlı cananımdan haber alayım.
Yine akşam oldu bastı karalar,
Oturmuş sevdiyim zülfün taralar,
Herkes almış sevdiyini niceler.
Şaştım yolun hangisine varayım,
Hem varayım türlü hallar sorayım,
Üç dilberin hangisini sarayım.
Duman çökmüş kar yoluna, seçilmez,
Nazlı yarın edasından geçilmez,
Bile bile hasret zehri içilmez.
Yine akşam oldu bastı karalar,
Yarım aşkı ciyerimi paralar,
Yok mu dostlar buna hiçbir çareler?
(Bağırma)
Sevdiyim aklıma gelir,
Yanarım dost yanarım.
Asker Türküleri
Ey gaziler yol göründü, yine garib serime;
Da(ğ)lar taşlar dayanamaz, benim ahu-zarıma.
(Bağırma)
Kal selamet kömür gözlüm, bir yana sen bir de ben.
Dün gece yar hanesinde, yastıcağım taş idi;
Altım toprak üstüm yaprak, yine göynüm hoş idi;
Bir elim yarım koynunda, bir elim boşa gitti.
Ben havada uçar iken, av ile tuttun beni;
Ben pahamı bilir iken, bir pula sattın beni;
Ne kapunda kul eyledin, ne azad ettin beni.
İndim yarım bahçesine, gülleri fincan gibi;
Gendanında üç beni var, deliksiz mercan gibi.
Bekçi ve Ramazan Türküleri
Eski kelamı neyleyim,
Yeni selamlar eyleyim,
Efendimin hanesinde,
Tembelleri vasf edeyim.
İş buyurmayın tembele,
Gülünç olursun ellere,
Üşenir yerinden kalkma(ğa),
Minderi döner sellere.
Herkes tembellere güler,
Yattığı yerde un eler,
Asla elini yumaz,
Elini kolt(uğ)na siler.
El ile ayak demişler,
Göz ile kulak demişler,
Meşhur bir kelamdır bu,
Tembele dayak demişler.
Tekkelerde çeker demi,
Kötü sözlerden gel beri,
Davulcunuz reca eder,
Evde varsa kov tembeli.
Çeşitli Konuları İşleyen Türküler
Kızım kızım kınalı kızım,
Seni bir sarraf isteyor vereyim ona.
Ana ben varmam ona,
Onda altın çoktur, saydırır bana.
Kızım kızım kınalı kızım,
Seni bir bakkal isteyor, vereyim ona,
Ama ben varmam ona,
Bakkalın yemişi çoktur, yedirir bana.
Kızım kızım kınalı kızım,
Seni bir kasab isteyor, vereyim ona.
Ana ben varmam ona,
Kasabda et çoktur, kıydırır bana.
Kızım kızım kınalı kızım,
Seni bir hallaç isteyor, vereyim ona.
Ana ben varmam ona,
Hallacın pamuğu çoktur, attırır bana.
Kızım kızım kınalı kızım,
Seni bir terzi isteyor vereyim ona.
Ana ben varmam ona,
Terzinin dikişi çoktur, diktirir bana.
Kızım kızım kınalı kızım,
Seni bir sarhoş isteyor, vereyim ona.
Ana ben varırım ona,
Onu(n) işi yoktur, yaptırmaz bana.
Halk kendisini yani insanı, insanla-insanı, insanla-doğayı, insanın yaşam karşısındaki
duruşunu çoğunlukla türküler aracılığıyla anlatmıştır. Bu da türkülere, öteki
halk yaratılarında olduğu gibi etik, sosyolojik, psikolojik ve giderek de ekonomik
bir boyut katar.
Örneğin;
"Yolcu ile Gelin" türküsünün yalnızca şu dört bendinde bile bu boyutları
açıkça görmek mümkündür.
Yolcu - Pınar başında duran gelin
Ellerin suya vuran gelin
Her yiğide su veren gelin
Gelin bir su ver içeyim.
Gelin - Pınar başında duramam
Ellerim suya vuramam
Her yiğide su veremem
İn pınara iç efendim.
Yolcu - Çıksam dağın yücesine
Çadır kursam pecesine
Beşyüz altın gecesine
Kondur beni allı gelin.
Gelin - Çıksan dağın yücesine
Seyran etsen pecesine
Beşbin versen gecesine
Konduramam yiğit seni.
Yolcu ile gelin arasında geçen bu karşılıklı konuşmada görüldüğü gibi etik değerler
sınanmakta ve ekonomik güç karşısında bu değerlerin dayanıp dayanamayacağı
denenmektedir. Psikolojik bir olgu olan paranın gücüyle kendine güven duygusu,
sosyolojik ve etik değerleri sınamakta ve satın almayı denemekte; ama sonuçta başarılı
olamamaktadır. Burada "gelin" namuslu, direşken, örnek bireyi temsil etmekte
ve onun kişiliğinde, bu türkü aracılığıyla halka olumlu bir ileti verilmektedir.
Bu ileti özetle şöyledir: Paranın satın alamayacağı şeylerin başında "insanlık onuru"
gelir-gelmelidir. Türkünün devamında görüyoruz ki, bu gelinin gurbette, yıllardır
beklediği bir "hasret"i (eşi) vardır. Beklediği hasreti, yıllar sonra döndüğü için tanıyamadığı,
işte bu yolcudur ve bu eş, kendisini tanıtmadan önce, genç karısını "namus
sınavı"ndan geçirmektedir. Gelin bu sınavdan yüz akıyla çıktıktan sonra, kocası
kendisini tanıtır ve mutlu sona ulaşılır. (Bu namus sınavları ve kendisini sonradan
tanıtma, efsanelerde ve masallarda da çok görülen bir motiftir.)
2. Ezgilerine Göre Türküler
A. Usullü Türküler (Kırık havalar)
B. Usulsüz Türküler
Nevzat Gözaydın, bu konuda şunları yazmaktadır: “Usullü türküler genellikle oyun havaları olup Konya’da “oturak”, Urfa’da “kırık hava”, Ege’de “zeybek”, Ordu, Giresun, Trakya ve Marmara’da “karşılama”, Harput’ta “şıkıltım”, Karadeniz kıyılarında “horon”, Isparta ve Eğridir’de “datdiri”, Kars ve Erzurum’da “Sümmani ağzı” adlarıyla da anılmaktadırlar. Bunlar, belli süre birimlerine bağlı kalınarak yakılmış türküler olduğundan ölçülü türküler de denir. Bu oyun havalarından başka, “güzelleme”, “koşma”, “ninni”, “taşlama” ve “yiğitleme” de bu bölüm içinde yer almaktadır.
Usulsüz olanlar, süre birimine bağlı kalmaksızın nota değerleri ile usulsüz olan türkülerdir. Uzun havalar şeklinde genel bir ad taşıyan bunların ayrıca “ağıt”, “bozlak”, “Çukurova”, “divan”, “hoyrat”, “kayabaşı”, “koşma”, “maya”, “türkmani” adları taşıyan çeşitleri de bulunmaktadır.” (Gözaydın 1989: 27, aktaran: Oğuz ve diğerleri 2007: 193)
Kalıcı Bağlantı
Yorum (3)
Yorum yaz!
9/3/2008 ·

Yazarı : John Steinbeck
Yayınevi : Remzi Kitabevi
Çevirmen : Ayşegül Çetin Tekçe
Basım Yeri / Tarihi : İstanbul / Ocak 2003
Sayfa Sayısı : 120 sayfa
KİTAP HAKKINDA
George ve iriyarı saf arkadaşı Lennie, yersiz yurtsuz kişilerdir. Dünyada tek sahip oldukları şey, aralarındaki dostluk ve günün birinde yerleşip huzur içinde yaşayabilecekleri, kendilerine ait bir araziye sahip olma hayalidir...Kaliforniya, Salinas Vadisi'ndeki bir çiftlikte iş bulan iki arkadaş, bu arazi için gereken parayı biriktirmeyi düşlemektedir. Ama bir çocuğun zekasına, aynı zamanda da korkunç bir güce sahip olan Lennie'nin başı sürekli derde girmektedir. Ve bu kez yine belaya bulaştığında, George'un çabaları arkadaşını kurtarmaya yetmeyecektir...
Yalnız ve terk edilmiş insanların hikayesini etkileyici bir şekilde dile getiren Fareler ve İnsanlar, John Steinbeck'in en çok tanınan ve okunan yapıtlarından biridir.
YAZAR HAKKINDA
JOHN STEINBECK, 1902’de Kaliforniya’nın Salinas kasabasında doğdu. Çocukluk ve ilk gençlik yılları boyunca yaz tatillerini civar çiftliklerde çalışarak geçirdi. Henüz on dört yaşındayken yazar olmayı aklına koyan Steinbeck, eserlerinin çoğuna mekân olarak seçtiği Salinas Vadisi’ndeki bu çiftliklerde kırsal kesimdeki zorlu hayat şartlarına ilişkin ilk izlenimlerini edindi. 1919 yılında Stanford Üniversitesi’ne girdiyse de, altı yıl süren üniversite öğrenimi boyunca sadece yazarlık kariyerinde kendisine yararlı olacağını düşündüğü derslere katıldı. Yine aynı dönemde hem okul masraflarını karşılamak, hem de hayat deneyimlerini geliştirmek amacıyla tezgâhtarlık, ırgatlık, duvarcılık, marangozluk, laborantlık gibi pek çok işte çalıştı. 1925 yılında okulu bıraktı, yazar olarak kendini kabul ettirmek umuduyla New York’a gitti. Ne var ki pek kısa süren bir gazetecilik deneyimi dışında, yazılarını yayınlatmayı başaramadı ve 1926’da Kaliforniya’ya döndü. Bunu izleyen iki yıl boyunca Lake Tahoe’da bir sayfiye evinin bekçiliğini yaptı. Yılın sekiz ayı karlar altında kalan bu ıssız yerde ilk eserlerini kaleme aldı. 1929’da basılan ilk romanı Altın Kupa edebiyat çevrelerinde fazla ilgi görmedi. Bunu izleyen Cennet Çayırları ve Bilinmeyen Bir Tanrıya adlı eserleri de eleştirmenlerin ilgisini çekmeyi başaramadı. Nihayet 1935 yılında yayınlanan Yukarı Mahalle, Steinbeck’in yazarlık kariyerinde bir dönüm noktası oldu. Böylelikle hem edebiyat eleştirmenlerince gelecek vaat eden büyük bir yetenek olarak kabul edilmiş, hem de yaşamı boyunca çektiği maddi sıkıntıları sona ermiş oluyordu. Yukarı Mahalle’yi, Kaliforniya’da yaşam mücadelesi veren işçi sınıfını konu alan, her biri birer şaheser olarak kabul gören Bitmeyen Kavga, Fareler ve ınsanlar ve 1940’ta Pulitzer Ödülü kazanan Gazap Üzümleri izledi. Diğer belli başlı eserleri arasında Ay Battı, Sardalye Sokağı, ınci, Cennetin Doğusu, Tatlı Perşembe, Pippin IV’ün Kısa Süren Saltanatı, Mutsuzluğumuzun Kışı sayılabilir. 1962 yılında Nobel Edebiyat Ödülü alan Steinbeck, 1968 yılında öldü.
Yorum (yok)
Yorum yaz!
Kutadgu Bilig,iki Türkçe kelimeyle oluşturulmuş bir isim tamlamasıdır.Anlamı üzerinde iki görüş belirtilmektedir:"kutlandıran bilgi" -burada "kut" kelimesiyle "devlet"e dikkat çekilir.Diğer anlamı ise "mutluluk veren bilgi"dir,burada ise mutluluğun bu bilgilerden geçtiğine dikkat çekilir.Aslında ikisinin de aynı anlama çıktığını düşünüyorum:O zamanlar "kut" devlet yönetimi için temeldi,devlet adamı Tanrı'nın verdiği kut sayesinde devleti yönetebilme kudretine erişebiliyordu.Dolayısıyla bu bilgiler ona bu kudreti verecek,öğretecek ve "mutluluğa" eriştirecektir.Yani,"kut" devlet adamı için hem hükümranlık hem de mutluluk demektir.
Esere gelecek olursak,Kutadgu Bilig,tahminen 1069 yılında Yusuf Has Hacip tarafından tamamlanarak,Karahanlı Devleti hakanı Tabgaç Buğra Kara Han'a sunulmuştur.
Türk-İslam edebiyatının bilinen ilk Türk eseridir.Edebî bakımdan olduğu gibi dil bakımından da Hakaniye Türkçesi adı verilen lehçede yazılan ilk eserdir.Kitabın yazıldığı dil,konuşma dili değil,resmî yani yazı dilidir.Türk
Edebiyatı'nda ilkler bakımından eserin yeri önemli yer tutar:
-Mesnevi türünden yazılmış ilk eser,
-İlk siyasetname örneği,
-Türk Edebiyatında İslamiyet'e Geçiş Dönemi sürecinde verilmiş olan ilk eser,
-Hakaniye Lehçesi ile yazılmış olarak bilinen ilk eser.
Eserde Türk kültürünün yanında İran kültürü etkisinde de kalınmış olduğu görülmektedir:Has Hacip'in eseri Firdevsî'nin Şehnâme'siyle aynı vezinde yazmış olması,bu görüşe kanıt olarak kimi kaynaklarda gösterilmektedir.
Dil bakımından bakıldığında ise,eser iki farklı alfabe ile yazılmıştır:Uygur alfabesi ve Türklerin Araplardan etkilenmesi sonucu kullanmaya başladığı alfabe.
Mesnevi şeklinde yazılmış olup,son bölümü kaside olarak kaleme alınmıştır.6299 beyit,173 dörtlük ile birlikte 13.290 dizeden oluşmaktadır.Dörtlükler,milli unsuru teşkil eder.
Kitabın iki önsözü bulunmaktadır,eser ve yazar hakkında,yazılış amacı hakkında bilgi verir,şöhretini anlatır.Önsözler hem nesir hem de nazım olarak kaleme alınmıştır.
Eserin içeriği hakkında...
Saf dil kullanılmış olmakla birlikte kullanılan kelimeler dikkat çeker.İslam ve İran kültürü kokan eserde Arapça ve Farsça kelime sayısı yüzü bulur.Eserde İslamiyet'in etkisiyle kullanılmış olan kelimeler -helal,haram,sevap,günah,şükr,dua...- bulunmaktadır,fakat bir tane "Allah" kelimesinin geçmemesi de dikkat çekicidir.Bunun yerine Has Hacip,Türk geleneğinde kullanılan "Tanrı","Ugan","Bayat" kelimelerini kullanmayı tercih etmiştir."Peygamber" kelimesi yerine de yine Türk geleneğinden gelen "Yalavaç","Savcı" kelimeleri kullanılmıştır.
Sonuç olarak,burdan çıkarılacak düşünce,büyük olasılıkla Has Hacip'in bu eserde Türk-İslam geleneklerinin sentezini yapmış olmasıdır.Eserdeki "Tengri Teala" (Tengri:Türkçe kökenli,Teala:İslam kökenlidir.) tamlaması bu fikri adetâ doğrulamaktadır.
Neden "Dört"?...
Kutadgu Bilig,söyleşi havasında,münazara niteliğinde yazılmıştır.Eser,"dört ana direk" üzerine kuruludur,dört ana kavram kişileştirilerek "dört kahraman" ortaya çıkartılmıştır.Dört karakter,sahnesiz bir tiyatrodaymış gibi,ikili konuşmalar yapmaktadır.Karakterler:
Kün-Togdı (hükümdar): köni törü (Adalet)
Ay-Toldı (vezir): kut
Ögdülmiş (vezirin oğlu): ukuş (Akıl)
Odgurmış (vezirin kardeşi): âkıbet (hayatın sonu)
Bu dört kişi,eserde kendi aralarında konuşarak,kişi ve devlet hayatı ile sosyal hayatın düzeni için gerekli olan görgüleri,bilgileri ve "erdem"leri ortaya koyar ve bunların nasıl elde edileceğini söylerler.Amaç:ideal ve iyi bir toplum ve devlet hayatıdır.Okuyucu bu konuşmaları okuyarak ihtiyaç duyduğu ve onu "mutluluğa götürecek" olan bilgileri elde eder.
Bu arada bir dipnot:Has Hacip'in "Ay Toldı" ve "Ögdülmiş" karakterlerinde kendini tasvir ettiği görüşü yaygındır.
Eserde vurgulanan erdemler,bilgiler,sosyal hayat ve devlet hayatı,her ne kadar eser türlü kültürlerden etkilenmiş olsa da Türk kültürünün ve Türk yaşayışının sonucu olarak kaleme alınmıştır.İyiliğe yönelten sözler de tüm dinlerin eve felsefelerin sentezi olarak karşımıza çıkarılmıştır.
Eserin Önemi...
Eser,bulunduğu döneme dair pek çok ipucu verir,ayrıca istenen,ideal hayatın yaşanması için de ışık tutar.Her ne kadar Has Hacip bu eseri bir devlet adamına ithaf etmişse de,bir istek ya da emir üzerine yazılmış olduğunun bir kanıtı yoktur.Yaşadığı dönemde karşılaştığı devlet ve toplum düzeninin bozulması,bozulmaların nedeni ve tekrardan toparlanmanın anahtarları üzerine düşünülerek,"ideal"e ulaşmak için eleştiri olarak yazmış olması muhtemeldir.Eserin sonunda yer alan "Zamanın bozukluğunu ve dostların cefasını söyler." cümlesi bunu doğrular niteliktedir.
Bu bakımdan Yusuf Has Hacip,ilk Türk eğitimcileri arasında da anılmaktadır.
Geçmişle bağlantı kurularak ideal geleceğe ulaşma çabasının ve bilinen,pratikte yaşanan Türk geleneğinin "kitaplaştırılma" aşamasının sonucudur...
Esere çeşitli milletler,çeşitli adlar vermişlerdir:
Çinliler....Edebü’l-Mülûk
İranlılar...Şehnâme
Turanlılar yani Türkler ....Kutadgu Bilig
Şair,eserin sonunda eserin yazılma sebebini açıklıyor ve dua ile bitiriyor.
Eserin Diğer Nüshaları hakkında...
-Herat Nüshası: Kutadgu Bilig’in ilk bilinen nüshasıdır. Arap harfleri ile yazılmış bir nüshadan Uygur harflerine çevrilmiştir. Hicri 4 Muharrem 843 tarihinde istinsah edilmiştir. Bu nüsha Fatih Sultan Mehmed Han devrinde, Uygur kâtiblerinden Abdürrezzak Bahşı için Fenârî oğlu Kadı Ali tarafından Tokat’tan İstanbul’a getirtilmiştir. Eserin bundan sonraki mâcerası karanlıktır.
-Fergana Nüshası: Kutadgu Bilig’in en önemli nüshasıdır. Nüshayı bulan Fitret, Maarif ve Okutguçı mecmuasında hakkında umumî bir bilgi vermiştir. Nerede, ne zaman ve kim tarafından, kimin için istinsah edilmiş olduğu belli değildir.
-Mısır Nüshası: Bu nüsha Kahire’de, Hidiv kütüphanesinin o zamanki müdürü Alman Moritz tarafından 1896 yılında bulunmuştur.
Her üç nüshanın tıpkıbasımları Türk Dil Kurumu'nca yayımlanmıştır. Bu üç nüshanın karşılaştırılması ile meydana getirilen metin ve eserin günümüz Türkçesi'ne çevirisi, Reşit Rahmeti Arat tarafından hazırlanmıştır.
Arat'ın hazırladığı karşılaştırmalı nüsha 88 bölümden oluşmaktadır. Baştaki 11 bölüm giriş, 74 bölüm asıl konu, son 3 bölüm de bitiriş bölümleridir.
Kalıcı Bağlantı
Yorum (2)
Yorum yaz!