Bir Edebiyatın Anatomisi...

Halk edebiyatında Türkü... Türkü Örnekleri... Türkü Çeşitleri...

27/3/2008 · Kategori: Edebiyat Deposu

“TÜRKÜ” KAVRAMI

                 

                  Türkçe söylenmiş şiir anlamına gelen “türkü” nün “Türkî” sözünden geldiği görüşü kabul edilmiş bir görüştür.”Türk” sözcüğüne Arapça “i” ilgi ekinin getirilmesi ile oluşmuştur. “Türk’e özgü” anlamına gelen bu söz halk ağzında “Türkü” biçimine dönüşmüştür.

                  Türkü sözü, Türk boylarında farklı kelimelerle isimlendirilmiştir. Türküye Azeri Türkleri mahnı, Başkurtlar; halk yırı, kazaklar; Türkî, türik halık eni, Kırgızlar; eldik ır, türkü, Kumuklar; yır, Özbekler; Türkî,  halık koşiği, tatarlar; halık cırı, Türkmenler; halk aydımı, Uygur Türkleri; nahşa, koça nahşisi derler.

                  “Türkü” terimi, ilk defa 15. yüzyılda Doğu Türkistan’da aruz vezniyle yazılmış ve özel bir ezgiyle söylenmiş ürünler için kullanılmıştır. Burada değerlendirmeye çalıştığımız hece vezni ile söylenmiş türkülerin Anadolu’daki ilk örneğini ise, 16. yüzyılda buluruz. Türkü şeklin uygun ve türkü adını taşıyan sözünü ettiğimiz bu parça, 16. yüzyıl halk şairlerinden Öksüz Dede’ye aittir.

                  “Türkü sözü bestelemek” anlamına gelen “türkü yakmak” deyimi ise yine bu kelimeden türetilmiştir.

                 

                  BAZI ARAŞTIRMACILARIN “TÜRKÜ” TANIMLARI

                 

Cahit Öztelli: Türkü; halkın iç âlemini yaşatan, beşikten mezara kadar bütün yaşayışını içine alan en dikkate değer edebi ürünlerdir.

Nihat Sami Banarlı: Koşma biçimindeki bir manzumenin her dörtlüğüne beşinci veya beşinci-altıncı mısra ilavesiyle söylenilen halk şiiridir.

Muzaffer Uyguner: Her mısrası kafiyeli üçer mısralı kıtalar ile yine kafiyeli ve iki beyitten oluşan ara nağmeleri olan ve çalınıp söylenen folklorik halk şiirleridir.

Fuat Köprülü: Türklere özgü bir beste ile söylenen halk şarkılarıdır.

Pertev Naili Boratav: Düzenleyicisi bilinmeyen, halkın sözlü geleneğinde oluşup gelişen, çağdan çağa ve yerden yere içeriğinde olsun, biçiminde olsun değişikliklere uğrayabilen ve her zaman bir ezgiyle söylenen şiirlerdir.

M. Öcal Oğuz: “Anonim” halk şiirleri arasında yer alan “türkü”yü ele aldığımız zaman kafiye örgüsü, nazım birimi, vezin ve hacim gibi “dış” unsurlar bakımından belirli bir şekille karşılaşmamaktayız. Bize göre “türkü”, “Türklere mahsus ezgiler” olup bir nazım şekli veya türünün adı değildir. 

                 

                 

 

 

TÜRKÜLERİN DOĞUŞU VE YAYILIŞI

 

                  Türküler genellikle bir olay, bir arzu, bir heyecan üzerine doğarlar. Başlangıçta sahibi belli ürünlerdir. Ancak zamanla, türkünün asıl sahipleri unutulur ve sonraki nesiller tarafından halkın dilinde dolaşa dolaşa farklı coğrafyalara yayılır. Kimileri de sonlarında metnin kime ait olduğunu gösteren ifadeler (mahlas) içerir. Türküler, böylelikle anonimleşir. Önceleri mahalli kimlik gösteren türküler, zamanla milli kimliğe dönüşür. Türkülerin anonimleşmesinde, daha çok göçler, kervanlar, askeri sevkler, gurbete iş için gidişler, gezgin halk şairlerinin faaliyetleri, yakın zamanlarda basın ve yayın organları rol oynar.

 

                  TÜRKÜLERİN ÇEŞİTLERİ VE TEKNİK ÖZELLİKLERİ

                 

                  Türkü metinleri Boratav’ın ifadesiyle, bölge ve konulara has özellikler ya da ezgi ve sözlerin çeşitlenmesine göre “şarkı”, ”deyiş”, “deme”, “hava”, “ninni”, “ağıt” gibi başka adlarla anılmıştır. Görülüyor ki, “türkü” kavramı içerisine ninni ve ağıtları da dâhil etmektedir. (Boratav 1988: 150 aktaran: Oğuz ve diğerleri 2007: 192)

                  Yine Boratav tarafından türküler, konuları ve kullanıldıkları yerler, üstlendikleri görevler ya da söyleniş amaçları bakımından iki grupta toplanır:

 

1.   Konularına Göre Türküler

           A. Lirik Türküler: Aşk, sevinç, özlem vb. duyguların ön alana çıktığı türkülerdir.

            a. Aşk ve Sevda Türküleri

            b.Gurbet Türküleri

            c.Ağıtlar

            d.Ninniler

            B. Satirik Türküler: Mizahın ve yerginin ön alana çıktığı türkülerdir.

            a.Mizahi Türküler

            b.Taşlamalar

            C. Olay Türküleri: Gerçek olaylara dayana türkülerdir.

            a.Tarihi Türküler

            b.Eşkiya Türküleri

            c.Hapishane Türküleri

            D.Tören ve Mevsim Türküleri

            a.Düğün ve Kına Türküleri

            b.Tarikat türküleri

            E. İş ve Meslek Türküleri

            a. Esnaf Türküleri

            F. Pastoral Türküler: Konularını doğa ve doğa güzelliklerinden alan türkülerdir.

            a. Doğa Türküleri

            G.Didaktik Türküler

            H. Oyun Türküleri

 

KONULARINA GÖRE TÜRKÜ ÖRNEKLERİ

 

Aşk Türküleri:


İki turnam gelir allı karalı,

Birisini şahin vurmuş yaralı,

O yauruya sorun aslı nereli.

 

İnme turnam inme sen bu pınara,

Avcı tuzak kurmuş, var yolun ara,

Cümlemizin işin Mevlâm kayıra.

 

İnme turnam inme burda kış olur,

Böyle kalmaz elbet sonu hoş olur,

Bastığım yerler donar taş olur.

 

İnme turnam inme haber sorayım,

Kanadın altına name sunayım,

Nazlı cananımdan haber alayım.


 

Yine akşam oldu bastı karalar,

Oturmuş sevdiyim zülfün taralar,

Herkes almış sevdiyini niceler.

 

Şaştım yolun hangisine varayım,

Hem varayım türlü hallar sorayım,

Üç dilberin hangisini sarayım.

 

Duman çökmüş kar yoluna, seçilmez,

Nazlı yarın edasından geçilmez,

Bile bile hasret zehri içilmez.

 

Yine akşam oldu bastı karalar,

Yarım aşkı ciyerimi paralar,

Yok mu dostlar buna hiçbir çareler?

 

(Bağırma)

Sevdiyim aklıma gelir,

Yanarım dost yanarım.

 

Asker Türküleri

Ey gaziler yol göründü, yine garib serime;

Da(ğ)lar taşlar dayanamaz, benim ahu-zarıma.

 

(Bağırma)

Kal selamet kömür gözlüm, bir yana sen bir de ben.

 

Dün gece yar hanesinde, yastıcağım taş idi;

Altım toprak üstüm yaprak, yine göynüm hoş idi;

Bir elim yarım koynunda, bir elim boşa gitti.

 

Ben havada uçar iken, av ile tuttun beni;

Ben pahamı bilir iken, bir pula sattın beni;

Ne kapunda kul eyledin, ne azad ettin beni.

 

İndim yarım bahçesine, gülleri fincan gibi;

Gendanında üç beni var, deliksiz mercan gibi.

 

Bekçi ve Ramazan Türküleri

Eski kelamı neyleyim,

Yeni selamlar eyleyim,

 Efendimin hanesinde,

 Tembelleri vasf edeyim.

 


İş buyurmayın tembele,

Gülünç olursun ellere,

Üşenir yerinden kalkma(ğa),

Minderi döner sellere.

 

Herkes tembellere güler,

Yattığı yerde un eler,

Asla elini yumaz,

Elini kolt(uğ)na siler.

 

El ile ayak demişler,

Göz ile kulak demişler,

Meşhur bir kelamdır bu,

Tembele dayak demişler.

 

Tekkelerde çeker demi,

Kötü sözlerden gel beri,

Davulcunuz reca eder,

Evde varsa kov tembeli.


 

Çeşitli Konuları İşleyen Türküler


Kızım kızım kınalı kızım,

Seni bir sarraf isteyor vereyim ona.

Ana ben varmam ona,

Onda altın çoktur, saydırır bana.

 

Kızım kızım kınalı kızım,

Seni bir bakkal isteyor, vereyim ona,

Ama ben varmam ona,

Bakkalın yemişi çoktur, yedirir bana.

Kızım kızım kınalı kızım,

Seni bir kasab isteyor, vereyim ona.

Ana ben varmam ona,

Kasabda et çoktur, kıydırır bana.

 

Kızım kızım kınalı kızım,

Seni bir hallaç isteyor, vereyim ona.

Ana ben varmam ona,

Hallacın pamuğu çoktur, attırır bana. 

Kızım kızım kınalı kızım,

Seni bir terzi isteyor vereyim ona.

Ana ben varmam ona,

Terzinin dikişi çoktur, diktirir bana.

 

Kızım kızım kınalı kızım,

Seni bir sarhoş isteyor, vereyim ona.

Ana ben varırım ona,

Onu(n) işi yoktur, yaptırmaz bana.


 

            Halk kendisini yani insanı, insanla-insanı, insanla-doğayı, insanın yaşam karşısındaki

duruşunu çoğunlukla türküler aracılığıyla anlatmıştır. Bu da türkülere, öteki

halk yaratılarında olduğu gibi etik, sosyolojik, psikolojik ve giderek de ekonomik

bir boyut katar.

 

Örneğin;

 

"Yolcu ile Gelin" türküsünün yalnızca şu dört bendinde bile bu boyutları

açıkça görmek mümkündür.

 

Yolcu -             Pınar başında duran gelin

Ellerin suya vuran gelin

Her yiğide su veren gelin

Gelin bir su ver içeyim.

 

Gelin -             Pınar başında duramam

Ellerim suya vuramam

Her yiğide su veremem

İn pınara iç efendim.

 

Yolcu -             Çıksam dağın yücesine

Çadır kursam pecesine

Beşyüz altın gecesine

Kondur beni allı gelin.

 

Gelin -             Çıksan dağın yücesine

Seyran etsen pecesine

Beşbin versen gecesine

Konduramam yiğit seni.

 

 

Yolcu ile gelin arasında geçen bu karşılıklı konuşmada görüldüğü gibi etik değerler

sınanmakta ve ekonomik güç karşısında bu değerlerin dayanıp dayanamayacağı

denenmektedir. Psikolojik bir olgu olan paranın gücüyle kendine güven duygusu,

sosyolojik ve etik değerleri sınamakta ve satın almayı denemekte; ama sonuçta başarılı

olamamaktadır. Burada "gelin" namuslu, direşken, örnek bireyi temsil etmekte

ve onun kişiliğinde, bu türkü aracılığıyla halka olumlu bir ileti verilmektedir.

 

Bu ileti özetle şöyledir: Paranın satın alamayacağı şeylerin başında "insanlık onuru"

gelir-gelmelidir. Türkünün devamında görüyoruz ki, bu gelinin gurbette, yıllardır

beklediği bir "hasret"i (eşi) vardır. Beklediği hasreti, yıllar sonra döndüğü için tanıyamadığı,

işte bu yolcudur ve bu eş, kendisini tanıtmadan önce, genç karısını "namus

sınavı"ndan geçirmektedir. Gelin bu sınavdan yüz akıyla çıktıktan sonra, kocası

kendisini tanıtır ve mutlu sona ulaşılır. (Bu namus sınavları ve kendisini sonradan

tanıtma, efsanelerde ve masallarda da çok görülen bir motiftir.)

 

 

2. Ezgilerine Göre Türküler

            

A.   Usullü Türküler (Kırık havalar)

B.   Usulsüz Türküler

 

                  Nevzat Gözaydın, bu konuda şunları yazmaktadır: “Usullü türküler genellikle oyun havaları olup Konya’da “oturak”, Urfa’da “kırık hava”, Ege’de “zeybek”, Ordu, Giresun, Trakya ve Marmara’da “karşılama”, Harput’ta “şıkıltım”, Karadeniz kıyılarında “horon”, Isparta ve Eğridir’de “datdiri”, Kars ve Erzurum’da “Sümmani ağzı” adlarıyla da anılmaktadırlar. Bunlar, belli süre birimlerine bağlı kalınarak yakılmış türküler olduğundan ölçülü türküler de denir. Bu oyun havalarından başka, “güzelleme”, “koşma”, “ninni”, “taşlama” ve “yiğitleme” de bu bölüm içinde yer almaktadır.

 

                  Usulsüz olanlar, süre birimine bağlı kalmaksızın nota değerleri ile usulsüz olan türkülerdir. Uzun havalar şeklinde genel bir ad taşıyan bunların ayrıca “ağıt”, “bozlak”, “Çukurova”, “divan”, “hoyrat”, “kayabaşı”, “koşma”, “maya”, “türkmani” adları taşıyan çeşitleri de bulunmaktadır.” (Gözaydın 1989: 27, aktaran: Oğuz ve diğerleri 2007: 193)

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

Terkib-i Bend - Ziya Paşa

9/3/2008 · Kategori: Edebiyat Deposu

 

Tanzimat Dönemi önemli edebiyatçılarından biri Ziya Paşa'nın yazmış olduğu yine Divan Edebiyatının nazım şekillerinden biri olan Terkib-i Bend adındaki eserini çok sevmişimdir...
Şair,toplumdaki bozuklukları eleştirir,zamanında yaşanan sosyal bozukluklara dikkat çeker...
Zamanında yazılmış olmasına karşın,günümüzde de bu bozulmaların artarak devam ettiğini görmekteyiz...
Eserin hoşuma giden,sosyal sorunları ele alan bir bölümünü paylaşıyorum yalnızca,Türkçe çevirisini de yapmaya çalıştım...


Terkib-i Bend (10)

İkbâl için ahbâbı siâyet yeni çıktı
Bilmez idik evvel bu dirâyet yeni çıktı

Yüksek bir makama erişmek için "dost" dediğinin lafını yapmak yeni çıktı
Bu beceriksizliği önceden bilmezdik,yeni çıktı.


Sirkat çoğalıp lâfz-ı sadâkat modalandı
Nâmus tamam oldu hamiyyet yeni çıktı

Hırsızlık çoğalıp sâdıklık sözü moda haline geldi
Namus bitti,koruma çabası (hamiyyet) yeni çıktı.


Düşmanlara ahbâbını zemm oldu zerafet
Dildardan ağyâra şikâyet yeni çıktı

Düşmanlarına dostlarını yermek incelik haline geldi
Gönül dostlarını başkalarına şikayet etme yeni çıktı.


Sâdıkları tahkîr ile red kaide oldu
Hırsızlara ikram ü inayet yeni çıktı

Sadık kişileri inkar etmek şart oldu
Hırsızlara ikram ve yardım yapmak yeni çıktı.


Hak söyleyen evvel dahi menfûr idi gerçi
Hainlere amma ki riayet yeni çıktı

Doğruyu söyleyenler önceleri nefretle karşılanmışsa da
Hain ve doğru olmayanları kabul görmek,onlara uyum sağlamak yeni çıktı.


Evrak ile ilân olunur cümle nizâmât
Elfâz ile terfîh-i ra'iyyet yeni çıktı

Tüm düzenlemeler belgelerle,kağıtlarla duyurulur (aslında)
Sözle halkın refaha getirilmesi (!) yeni çıktı.


Âciz olanın ketm olunur hakk-ı sarîhi
Mahmîleri her yerde himâyet yeni çıktı

Güçsüz olanın hak ettiği (hakkı) saklı tutulur (aslında)
Güçlüleri korumak yeni çıktı.


İsnâd-ı ta'assub olunur merd-i gayûra
Dinsizlere tevcîh-i reviyyet yeni çıktı

Gayret sahibi kimseler bağnazlıkla suçlanırken
İmansızların,dinsizlerin düşüncelerinin derin bulunması yeni çıktı.


İslam imiş devlete pâ-bend-i terakki
Evvel yoğ idi işbu rivâyet yeni çıktı

Devlete yükselişte engel İslam'mış
Evvelinden yoktu,bu rivayet de yeni çıktı.


Milliyyeti nisyan ederek her işimizde
Efkâr-ı Firenge tebaiyyet yeni çıktı

Milli benliğimizi unutarak hareket edip her işte
Batı'ya bağlılık yeni çıktı.


Eyvah bu bâzîçede bizler yine yandık
Zîra ki ziyan ortada bilmem ne kazandık

Eyvah!...Bu oyunda yine biz yandık
Zîra,zararımız-ziyanımız ortada,bilmem ne kazandık?...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Kutadgu Bilig...

3/3/2008 · Kategori: Edebiyat Deposu



Kutadgu Bilig,iki Türkçe kelimeyle oluşturulmuş bir isim tamlamasıdır.Anlamı üzerinde iki görüş belirtilmektedir:"kutlandıran bilgi" -burada "kut" kelimesiyle "devlet"e dikkat çekilir.Diğer anlamı ise "mutluluk veren bilgi"dir,burada ise mutluluğun bu bilgilerden geçtiğine dikkat çekilir.Aslında ikisinin de aynı anlama çıktığını düşünüyorum:O zamanlar "kut" devlet yönetimi için temeldi,devlet adamı Tanrı'nın verdiği kut sayesinde devleti yönetebilme kudretine erişebiliyordu.Dolayısıyla bu bilgiler ona bu kudreti verecek,öğretecek ve "mutluluğa" eriştirecektir.Yani,"kut" devlet adamı için hem hükümranlık hem de mutluluk demektir.

Esere gelecek olursak,Kutadgu Bilig,tahminen 1069 yılında Yusuf Has Hacip tarafından tamamlanarak,Karahanlı Devleti hakanı Tabgaç Buğra Kara Han'a sunulmuştur.
Türk-İslam edebiyatının bilinen ilk Türk eseridir.Edebî bakımdan olduğu gibi dil bakımından da Hakaniye Türkçesi adı verilen lehçede yazılan ilk eserdir.Kitabın yazıldığı dil,konuşma dili değil,resmî yani yazı dilidir.Türk

Edebiyatı'nda ilkler bakımından eserin yeri önemli yer tutar:

-Mesnevi türünden yazılmış ilk eser,
-İlk siyasetname örneği,
-Türk Edebiyatında İslamiyet'e Geçiş Dönemi sürecinde verilmiş olan ilk eser,
-Hakaniye Lehçesi ile yazılmış olarak bilinen ilk eser.

Eserde Türk kültürünün yanında İran kültürü etkisinde de kalınmış olduğu görülmektedir:Has Hacip'in eseri Firdevsî'nin Şehnâme'siyle aynı vezinde yazmış olması,bu görüşe kanıt olarak kimi kaynaklarda gösterilmektedir.
Dil bakımından bakıldığında ise,eser iki farklı alfabe ile yazılmıştır:Uygur alfabesi ve Türklerin Araplardan etkilenmesi sonucu kullanmaya başladığı alfabe.
Mesnevi şeklinde yazılmış olup,son bölümü kaside olarak kaleme alınmıştır.6299 beyit,173 dörtlük ile birlikte 13.290 dizeden oluşmaktadır.Dörtlükler,milli unsuru teşkil eder.
Kitabın iki önsözü bulunmaktadır,eser ve yazar hakkında,yazılış amacı hakkında bilgi verir,şöhretini anlatır.Önsözler hem nesir hem de nazım olarak kaleme alınmıştır.

Eserin içeriği hakkında...

Saf dil kullanılmış olmakla birlikte kullanılan kelimeler dikkat çeker.İslam ve İran kültürü kokan eserde Arapça ve Farsça kelime sayısı yüzü bulur.Eserde İslamiyet'in etkisiyle kullanılmış olan kelimeler -helal,haram,sevap,günah,şükr,dua...- bulunmaktadır,fakat bir tane "Allah" kelimesinin geçmemesi de dikkat çekicidir.Bunun yerine Has Hacip,Türk geleneğinde kullanılan "Tanrı","Ugan","Bayat" kelimelerini kullanmayı tercih etmiştir."Peygamber" kelimesi yerine de yine Türk geleneğinden gelen "Yalavaç","Savcı" kelimeleri kullanılmıştır.
Sonuç olarak,burdan çıkarılacak düşünce,büyük olasılıkla Has Hacip'in bu eserde Türk-İslam geleneklerinin sentezini yapmış olmasıdır.Eserdeki "Tengri Teala" (Tengri:Türkçe kökenli,Teala:İslam kökenlidir.) tamlaması bu fikri adetâ doğrulamaktadır.

Neden "Dört"?...

Kutadgu Bilig,söyleşi havasında,münazara niteliğinde yazılmıştır.Eser,"dört ana direk" üzerine kuruludur,dört ana kavram kişileştirilerek "dört kahraman" ortaya çıkartılmıştır.Dört karakter,sahnesiz bir tiyatrodaymış gibi,ikili konuşmalar yapmaktadır.Karakterler:

Kün-Togdı (hükümdar): köni törü (Adalet)
Ay-Toldı (vezir): kut
Ögdülmiş (vezirin oğlu): ukuş (Akıl)
Odgurmış (vezirin kardeşi): âkıbet (hayatın sonu)


Bu dört kişi,eserde kendi aralarında konuşarak,kişi ve devlet hayatı ile sosyal hayatın düzeni için gerekli olan görgüleri,bilgileri ve "erdem"leri ortaya koyar ve bunların nasıl elde edileceğini söylerler.Amaç:ideal ve iyi bir toplum ve devlet hayatıdır.Okuyucu bu konuşmaları okuyarak ihtiyaç duyduğu ve onu "mutluluğa götürecek" olan bilgileri elde eder.
Bu arada bir dipnot:Has Hacip'in "Ay Toldı" ve "Ögdülmiş" karakterlerinde kendini tasvir ettiği görüşü yaygındır.
Eserde vurgulanan erdemler,bilgiler,sosyal hayat ve devlet hayatı,her ne kadar eser türlü kültürlerden etkilenmiş olsa da Türk kültürünün ve Türk yaşayışının sonucu olarak kaleme alınmıştır.İyiliğe yönelten sözler de tüm dinlerin eve felsefelerin sentezi olarak karşımıza çıkarılmıştır.

Eserin Önemi...

Eser,bulunduğu döneme dair pek çok ipucu verir,ayrıca istenen,ideal hayatın yaşanması için de ışık tutar.Her ne kadar Has Hacip bu eseri bir devlet adamına ithaf etmişse de,bir istek ya da emir üzerine yazılmış olduğunun bir kanıtı yoktur.Yaşadığı dönemde karşılaştığı devlet ve toplum düzeninin bozulması,bozulmaların nedeni ve tekrardan toparlanmanın anahtarları üzerine düşünülerek,"ideal"e ulaşmak için eleştiri olarak yazmış olması muhtemeldir.Eserin sonunda yer alan "Zamanın bozukluğunu ve dostların cefasını söyler." cümlesi bunu doğrular niteliktedir.
Bu bakımdan Yusuf Has Hacip,ilk Türk eğitimcileri arasında da anılmaktadır.
Geçmişle bağlantı kurularak ideal geleceğe ulaşma çabasının ve bilinen,pratikte yaşanan Türk geleneğinin "kitaplaştırılma" aşamasının sonucudur...
Esere çeşitli milletler,çeşitli adlar vermişlerdir:

Çinliler....Edebü’l-Mülûk
İranlılar...Şehnâme
Turanlılar yani Türkler ....Kutadgu Bilig


Şair,eserin sonunda eserin yazılma sebebini açıklıyor ve dua ile bitiriyor.

Eserin Diğer Nüshaları hakkında...

-Herat Nüshası: Kutadgu Bilig’in ilk bilinen nüshasıdır. Arap harfleri ile yazılmış bir nüshadan Uygur harflerine çevrilmiştir. Hicri 4 Muharrem 843 tarihinde istinsah edilmiştir. Bu nüsha Fatih Sultan Mehmed Han devrinde, Uygur kâtiblerinden Abdürrezzak Bahşı için Fenârî oğlu Kadı Ali tarafından Tokat’tan İstanbul’a getirtilmiştir. Eserin bundan sonraki mâcerası karanlıktır.

-Fergana Nüshası: Kutadgu Bilig’in en önemli nüshasıdır. Nüshayı bulan Fitret, Maarif ve Okutguçı mecmuasında hakkında umumî bir bilgi vermiştir. Nerede, ne zaman ve kim tarafından, kimin için istinsah edilmiş olduğu belli değildir.

-Mısır Nüshası: Bu nüsha Kahire’de, Hidiv kütüphanesinin o zamanki müdürü Alman Moritz tarafından 1896 yılında bulunmuştur.
Her üç nüshanın tıpkıbasımları Türk Dil Kurumu'nca yayımlanmıştır. Bu üç nüshanın karşılaştırılması ile meydana getirilen metin ve eserin günümüz Türkçesi'ne çevirisi, Reşit Rahmeti Arat tarafından hazırlanmıştır.
Arat'ın hazırladığı karşılaştırmalı nüsha 88 bölümden oluşmaktadır. Baştaki 11 bölüm giriş, 74 bölüm asıl konu, son 3 bölüm de bitiriş bölümleridir.

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

Mesnevi ve özellikleri...

3/3/2008 · Kategori: Edebiyat Deposu

 

MESNEVİ NAZIM ŞEKLİ ve ÖZELLİKLERİ


"Mesnevî", edebiyat terimi olarak ilk kez İran'da kullanılmış, fakat ilk örnekleri Arap edebiyatında verilmiştir.Türk edebiyatına ise İran'dan geçmiş ve 11.-19. yy.lar arasında bu nazım şekli ile pek çok eser verilmiştir...

"Mesnevî" sözcüğünün köküne inecek olursak, Arapça'dan (s,n,y kökünden) gelmiştir.

Mesnevî, kendi arasında kafiyeli beyitlerden oluşmuş bir nazım şeklidir (aa/bb/cc...). Beyit sayısı bakımından hiçbir kısıtlayıcı kurala bağlı değildir, iki ile on binlerce beyit arasında değişen bir genişliktedir. Gerek beyitler arasında kafiye bağlantısı bulunmaması gerek beyit sayısının sınırlı olmaması, şairlerin işledikleri konuyu istedikleri kadar genişletmelerine imkân sağlamış, bu yüzden de çok kullanılan bir nazım şekli olmuştur.

Yalnız, uzun olduğu için aruzun kısa kalıplarıyla yazılması genellikle tercih edilir.Hatta, aruzun fe'ûlün / fe'ûlün / fe'ûlün / fê'ûl kalıbına, Şehname vezni de diyoruz.Nedeni, İran Edebiyatında verilmiş olan bu eserin mesnevî nazım şeklinde verilmiş ilk olgun eser olmasıdır...

Mesnevî denilince akla iki isim gelir:

Birincisi, az önce dediğim Şehname'nin yaratıcısı, İran Edebiyatının ünlü isimlerinden Firdevsî; ikincisi ise Anadolu'da yuazılmış mesnevîlere örnek teşkil etmiş ve bu ürünleri etkilemiş, Mesnevî adlı eseri olan Mevlânâ Celâleddin-i Rumî'dir...

Mesnevînin yazılış planına da bakacak olursak, üç bölümden ibarettir.
Bu bölümler:

-Giriş,
-Konunun işlendiği,
-Bitiş bölümüdür...



Giriş Bölümü de şu sırayla oluşmaktadır;

1. Besmele

2. Tevhîd (Tanrı'nın birliğini konu edinmiş şiir)

3. Münâcât (Tanrı'ya yakarış)

4. Na't (Hz. Peygambere'e övgü)

5. Mi'râc (Hz. Peygamber'in Mirac'a çıkması)

6. Mu'cizât (Peygamberimizin mucizeleri)

7. Medh-i Çehâr-yâr (Dört halifeye övgü)

8. Padişah için övgü

9. Devlet büyüğüne övgü

10. Sebeb-i te'lîf (Bu bölüme "sebeb-i terceme" de denilebilir.Bu bölümde eserin yazılış ya da çevriliş amacı üzerinde durulur.Bir çeşit önsöz gibi..)



Konunun işlendiği bölümde değinilecek nokta ise, konusuna göre mesnevîlerdir...

Konusuna göre mesneviler;

- Dinî mesnevîler
-Tasavvufî mesneviler
-Ahlakî mesneviler
-Ansiklopedi niteliği taşıyan ya da belli alanlarda bilgi veren mesneviler...


Bitiş bölümü de genellikle belli bir sırayı izler:

1. Tanrı'ya "hamd ü sena" ve dua;
2. Sultana övgü ve saltanatının devamı için dua;
3. Şairin eseriyle ve şairliğiyle övünmesi;
4. Tanınmış mesnevi şairleri ve eserlerini anma;
5. Şairin eserine verdiği ad;
6. Hasetçilere, acemi ve dikkatsiz müstensih (= bir eseri aslına uygun
olarak kopya eden kişi)lerle metni doğru dürüst okuyamayan okuyuculara yergi, bunların esere vereceği zarardan Tanrı'ya sığınma;
7. Mesnevinin beyit sayısı;
8. Mesnevî'nin yazılışıyla ilgili tarihler;
9. Okuyucudan hayır dua isteme;
10. Mesnevinin vezni.

 

"Hamse" ne demektir?

Mesnevî şairlerinin bir kısmı Nizâmî'yi örnek alarak beş mesnevî yazıp "Hamse" (beş) meydana getirmişlerdir. Hamse'ye "Penç-genc" de denilmektedir...

Mesnevî sayısını altıya çıkarıp "Sitte"(altı) yapan şairler de vardır...

Eski Edebiyatta mesnevî yazanlar küçük görülürdü, bunun nedeni de o dönemde gazel ve kasidenin daha önemli olarak görülmesidir...



Türk Edebiyatında Mesnevi...


Türk Edebiyatında ilk uzun mesnevî 11. yüzyılda Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig adlı eseridir... Bu eserin yapısına bakıldığında uygun yerlere dörtlükler yerleştirilmiş, sonunda da kasideye benxer parçalar konulmuş, 6645 beyitten oluştuğu görülür.

Başında münâcât, nât ve eserin sunulduğu Tabgaç Buğra Han'a övgüler ile başlar. Bu yapısına bakıldığında eksiksiz bir mesnevî örneği görmemiz mümkündür...

13. yüzyılda Mevlânâ'nın yazdığı 25.618 beyitlik Mesnevî-i Mânevi adlı eseri Farsça olduğu halde önceden de belirttiğim gibi Türk şairleri üzerinde, Anadolu'da derin etkiler bırakmış ve örnek alınmıştır.

13. yüzyıl sonunda Şeyyâd Hamza'nın yazdığı Yusuf u Züleyhâ adlı 1529 beyitlik mesnevî de ilk aşk mesnevîsidir...

14. yüzyılda Anadolu'nun önemli mutasavvıflarından Yunus Emre de Risâletü'n Nushiyye adlı eserini mesnevî olarak yazmış ve bu eser 573 beyitten meydana gelmiştir...

Âşık Paşa'nın 12.000 beyitlik Garîbnâme eseri Mevlânâ örnek alınarak yazılmış hikayeler ve içeriğindeki gazellerle ahlâkî ve tasavvufî bir eserdir...

15. yüzyıldan itibaren Türk edebiyatında mesnevî hızla gelişmiştir.Bu dönemde Ahmed-i Dâ'i'nin Çengnâme'si, Süleyman Çelebi'nin Mevlid'i, Şeyhî'nin Husrev ü Şîrîn'i ve Harnâme'si unutulmayacak ve önemli eserlerdendir...

16. yüzyılda Türk Edebiyatında önemli mesnevî şairlerinin olduğu görülür...Tâcîzâde Câfer Çelebi'nin 3571 beyitli Hevesnâme'si, Ahî'nin ("Benli Hasan" olarak da anılır...) Hikâye-i Şîrîn ü Pervîz mesnevîsi, Revânî'nin İşretnâme'si, Hakîrî'nin Leylâ vü Mecnûn'u da dönemin önemli eserlerindendir...


Fuzûlî ve Mesnevî...

16. yüzyılda üstad Fuzûlî'dir...

440 beyitlik Beng ü Bâde adlı mesnevîsinde afyonla şarabı karşılaştırmış ve çeşitli yiyecek ve içecekleri kişileştirerek onları maceralara sürüklemiştir...

1535'de yazmış olduğu Leylâ vü Mecnûn (3036 beyit) eserini de mesnevî edebiyatının şaheserlerinden saymaktayız...

Bu eserinde, Leyla ile Mecnun'un tutuldukları maddi (dünyevî) aşkın daha sonra ilahî aşka dönüştüğüne tanık oluruz...

Sohbetü'l-esmâr (Meyvelerin sohbeti) adlı eseri de 200 beyitten oluşan bir mesnevîdir...

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Hakaniye Lehçesi / Karahanlı Türkçesi...

3/3/2008 · Kategori: Edebiyat Deposu

 

 

ESKİ TÜRKÇE DÖNEMİ VE HAKANİYE LEHÇESİ



Hakaniye Lehçesi dendiği zaman akla Kaşgarlı Mahmut'un en çok beğendiği, öyle ki "Kaşgar dili","Kaşgar Türkçesi" olarak da adlandırılan, bir diğer şekilde "Karahanlı Türkçesi" (Karahanlıca)dilinin devirlerinden biri gelir.

Kaşgarlı'nın şivelerle karşılaştırılırken "Türkçe" diye adlandırdığı Hakaniye lehçesi, ilk Türk yazı dilidir.Bu yazı dili devresinden gelen eserlerin büyük kısmı Uygur yazısı ile yazılmış olduğundan bu döneme Uygur dönemi(devri), bu yazı diline de Uygurca denilebilir.
Fakat Türkoloji ve Türk dili öğretiminde Türkçe'nin bu ilk devresi için biz "Eski Türkçe" adlandırmasını yapıyoruz."Eski Türkçe" dönemini incelerken bu dönemin kapsadığı Hakaniye lehçesini ve özelliklerini de inceleyebiliyoruz...


Türkçe'nin ilk devirlerinden olan Eski Türkçe devresi, dilimizin diğer evrelerindeki gelişmelerin kaynağıdır.Kısacası, Türkçemizin bütün şekillerinin kökenine inecek olursak Eski Türkçe dönemini incelemeliyiz.Türkçe'nin ana devresi ve temel yapıları bu dönemde temellenmiştir.

Eski Türkçe döneminde Köktürk yazısı (6.-8. yy.),Uygur Türklerinin kullandığı Uygur Yazısı (8.-13. yy.) ve Müslüman olan Karahanlı Türklerinin Uygur yazısı ile birlikte Arap yazısını da kullanmaya başladıkları Karahanlıca (10.-13. yy.) dediğimiz birbirine çok yakın ağızlarda olan üç yazı dili meydana gelmiştir.Üç ayrı alfabe kullanılmış olmasına rağmen yazı geleneğimizin izleri üçünde de aynı özellikler gösterir. (Korkmaz,Zeynep)



ERGİN,Muharrem.Türk Dil Bilgisi.
BANGUOĞLU,Tahsin.Türkçenin Grameri.

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

« Önceki ::

Web Counter
Web Counter