Bir Edebiyatın Anatomisi...

BeşPeşe...

26/2/2008 · Kategori: Bir Delinin Guncesi

 

Okulla birlikte hummalı bir çalışmanın içine girmiş bulunuyorum. :) Bu durumdan şikayetçi değilim asla. Görüldüğü gibi bir hevesle açtığım bloğuma bile birkaç satır yazamıyorum, hepsi bu.

 

Evden işe, işten okula, okuldan işe, işten eve... Okulda aralarda ne yaparsam kârdır... Hafta sonu tatilim de yalnızca pazardır. Dolu dolu yaşamak budur. Ama yine de istediğim kitapları okuyabiliyor, istediğim filmleri izleyebiliyor, istediğim arkadaşımla şöyle ya da böyle (tıkış tıkış zamanda da olsa) görüşebiliyor ve enerjimi yenileyebiliyorum.

 

Bugün bir değişiklik yaptım yine kokoşluk adına. Balyajımı yeniledim. Evet, tamam, kabul. Son zamanlarda kokoşluk dozajım azıcık ama azıcık arttı. Aynanın karşısında yarım saat geçirmek akıllı işi değil. Ama gel de anlat süslü'ye. Pek bir dikkat eder oldum kendime, nazarım değmesin.

 

Fevkalade olmasa da ilginç olan bir kitap var şimdi elimde: BeşPeşe.. Murathan Mungan, Faruk Ulay, Elif Şafak, Celil Oker ve Pınar Kür'ün sırayla yazıp tamamladığı roman. Konusu polisiye-gündelik yaşam-psikoloji-entrika-sosyete karışımı bir mozaik. Eee, bu kadar kalemin değdiği kağıtta tek renk görmek olanaksız, değil mi?

Çağdaş Türk Edebiyatı ödevim, bu romanı didik didik etmek, yazarların üslubunu romanda cımbızla çekmek ve kanıtlamak... En basit tanımıyla romanı  tahlil etmek. Yapabilir miyim? Tabii ki. Ödev dağılımında keşfedilesi bir kitap gelsin diye az dua etmedim. Ancak internette hakkında bilgi edinebileceğim bu kitapla ilgili yalnızca bir site ve içinde 3 röportaj var. İş başa düştü yani...

 

Diğer derslerim de bu ödevimi aratmayacak nitelikte sorumluluklar bindirdi sırtıma. Çocuk dergisi hazırlamak, bir çocuk kitabını -klasik tabii ki- incelemek, çocuklara uygunluğunu ölçüp biçmek, eğitim bilimlerine dair okunmadık kitap bırakmamak zorunda kalmak ( H. Hocam sağ olsun, aklımı başıma getirdi! ), v.s., v.s...

 

Tüm bunların içinde işe gitmek, ordaki sorumlulukları yüklenmek - ki her yiğidin harcı değil -, KPSS - Eğitim Bilimlerine nasıl çalışacağımı kara kara düşünmek (sen misin Eğitim'de okuyup Eğitim Bilimleri dersine girmeyen?  ), İngilizce çalışmak... Oooyyşş!

 

Sonra, okumak, okumak, okumak... Okuyacağın o kadar çok şey olduğunun farkına vararak okumaya başlamak... Mezuniyetine 3 döneminin kalmış olduğunu bilerek okumak... Bir yerlere yetişmeye çalışır gibi yazılanlara yetişmeye gayret etmeye "çalışmak".

 

Öğrencilik zor iş, tamam...

 

Öğretmenlik ondan da zor iş...

 

Hele de ikisi arasında sıkışıp kalmışsan, ayvayı yemişsin demektir.

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Hiciv - Taşlama Nedir? Türk Edebiyatında Hiciv...

26/2/2008 · Kategori: Edebiyat Deposu

 

"Hiciv" nedir?

Birinin kusurunu ve ayıbını meydana çıkarmak manasına gelir. İnsanların kötü ve çirkin yanlarını, kusurlarını ve ayıplarını açıklamak ve göstermek, toplumun acıklı ve gülünç yönlerini ele alarak alaylı bir ifade ile anlatmaktır. Hicivler, nazım veya nesir olarak kaleme alınabilirler.

Hiciv'de esas gaye...

Kusurların ve ayıpların açıklanması olmakla beraber temizlikten ve incelikten ayrılmamak gerekir. Eğer eserdeki ifade tarzı, edep sınırlarını aşarsa, o hiciv değil küfür olur. Hiciv inceliği ve temizliği elden bırakmamak şartıyla, hakkın ve hakikatin savunucusu, haksızlığın ve rezilliğin engelidir. Haksızlıkları ve çirkinlikleri sergilerken, kabalığa düşülmesi, bir takım değerlerin ayaklar altına alınması, edeb dışı üslup kullanılması bir sanat olması gereken hiciv için hoş bir görünüş sayılmaz. Bu yüzden hiciv ile küfürü ve argoyu birbirinden kesin olarak ayırmak gerekir.

Türk Edebiyatı'nda Hiciv...

Halk Edebiyatı'nda çok gelişmiş durumdadır. Aşık Edebiyatı geleneğinde birçok saz şairimiz tarafından birbirinden güzel hicivler kaleme alınmıştır.

Divan Edebiyatı'nda hiciv pek gelişmiş bir tür değildir. Bu akım içinde en büyük hiciv şairleri Bağdatlı Ruhi ve Nef'i'dir.

Edebiyatımızın Avrupai bir karakter almasına kadar, daha çok Halk Edebiyatı'nda yaygın bir tür olarak karşımıza çıkan hiciv, Batılılaşma döneminde önem kazanır ve büyük gelişme gösterir. Tanzimat'la beraber edebiyatımızda gelişmeye başlayan Avrupai türlerin yanında, hiciv sanatı da kendini göstermeye başlar. Hiciv yazan kişiye "Heccav" adı verilir. Hiciv'e Halk Edebiyatı'nda "taşlama" denir.

Yeni Türk Edebiyatı'ndaki "eleştiri" türü de bu türle benzeşmektedir.

Edebiyatımızın tanınmış hiciv üstadları...

Ziya Paşa, Namık Kemal, Şair Eşref,Nazım Hikmet,Neyzen Tevfik, Refik Halit Karay, Arif Nihat Asya, H. Cengiz Alpay,Abdurrahim Karakoç...

Müstehcen hicivleriyle tanınan Neyzen Tevfik bu türün son temsilcisidir. Son devirlerde ise hiciv mizaha dönmüştür. Refik Halid Karay, Ercümend Ekrem Talû, Osman Cemal Kaygılı, Fâzıl Ahmed Aykaç, Orhan Seyfi Orhon, Yûsuf Ziyâ Ortaç, Halil Nihad Boztepe bunlardan bazılarıdır.

 

Hiciv Örnekleri...

 

Nef'i'nin çok sevdiğim bir hicvi var.
Tahir adında kadının biri,Nef'i'ye "kelp" (köpek) demiş...Bunun üzerine de Nef'i şöyle cevap vermiş bir hicvinde:

"Tahir efendi bana kelp demiş
İltifatı bu sözde zahirdir
Malikî benim mezhebim zira
İtikadımca kelp tahirdir."

Yani:
"Tahir efendi bana kelp (köpek) demiş.
İltifatı bu sözde aşikârdır,bellidir,açıktır.
Benim mezhebim Malikîdir.
İnancıma göre, Malikî mezhebine göre kelp (köpek) temizdir." (tahir:temiz)


.......................

"Ya baş derdi konuşun yahut hiç toplanmayın;
Kurultay kapısında tokaları neyleyim?
Bahsetme sayın bayım,beş yıllık planlardan,
İki ucu kavuşmaz yakaları neyleyim?" (Öfke ve Hiciv/Necip Fazıl...)


******

"Oy anam, oy anam oy!
Başka dert yok, oy da oy
Ellerde tek telli saz,
Gezerler konvoy konvoy...
Vicdanlar iç ceptedir,
Yeter ki, milyonu koy...
Gıdası kan ve ilik;
Leş kargası artık doy!... (Öfke ve Hiciv s. 53/N.Fazıl...)


.....................

Yeşilaycı bir profesör, "içkinin zararları" konulu bir konferansta,konuşmasının bir yerinde dinleyicilere sormuş:
"Eşeğin önüne biri su,diğeri de rakı dolu iki kova koysak hangisini içer?"
Dinleyiciler:"Suyu." demiş...
"Neden?" demiş prof.
Neyzen de atılmış:"Eşekliğinden!"...

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Uykum kaçtı I...

31/1/2008 ·

 

Son birkaç haftadır saat 21:00 oldu mu uykuya dalan ben, şu saatte ayaktayım; üstüne üstlük oturmuş, blog yazıyorum. Tüüüü bana!

 

Şu tatil bana yarar inşallah! Okula bomba gibi başlamak istiyorum. İş yerinde de fırtına gibi esmek, gürlemek, zıp zıp halimi devam ettirmeden de yaşama enerjimi oraya-buraya saçmak! Çok şey istiyorum gibi görünse de gayet başarabileceğim şeyler istiyorum.

 

Bunların dışındaaa... İç seslerim didişip duruyor ama bir yandan da el ele tutuşup karşıma geçip beni hayran hayran izliyorlar. Canlarım benim! :)

 

Hırs- Nefs Hanım diyor ki:

 

Okulu eeen başarılı şekilde devam ettirmek ve bitirmek istiyorum.

KPDS'den iyi puan çekecek düzeye gelmek istiyorum.

ALES'imi 100'e çıkartmak istiyorum. :)

 

Saten Hanım diyor ki:

 

Eeen güzel şekilde giyin, yap makyajını, çık bir temiz hava al canım, a-aa!

 

Anaç Hanım susar mııı:

 

Doğru bir adam bulduğunu anladığın an, otur nikah masasına, at imzayı!

Çocuk istiyorum, çocuuuk! Ondan önce de ona düzgün bir baba.  

Ve tüm bunlardan önce, tabii ki eve yetebilecek düzeye gelmek. O sorumluluğu tatmaya hazır mısın hanımefendi?

 

Ne çok şey biriktirmişim içimde. Asıl sorunsal şu: Bunların hepsini birden yapmak mümkün müdür? Bana göre evet ama bu soruyu tarih boyunca değerli hiçbir filozofumuz dahi çözememiştir. :)

 

Halbuki, ne diyor çılgın müzisyen F.D.:

 

"Çok zor soru değil bu

hadi çöz, ver:

 

- Birlikte ölecek miyiz? "

 

 

 

 

"Aşkı tarif etmek, içine etmekten çok daha zor!"

 

Günün sözü olsun bu da.  Yılmaz Erdoğan...

 

 

Yorum (yok) Yorum yaz!

Pazar Pazar...

27/1/2008 · Kategori: Bir Delinin Guncesi

 

Sabahın erken saatinde çalar saat uyandırdı. Fırlatıp atamadım; çünkü onu saatin 7'sine ben ayarlamıştım! Yalnızca kapatıp uyumaya devam ettim.

 

Saat 9'a geldiğinde ise (sonradan haberim oldu.) ablacığımın telefon zıngırdatmasıyla uyanmış bulundum. Rüya görüyordum ve yarım kaldı. Rüyayı ise hatırlamıyoruuuuum!

 

Ablamla geçirdiğimiz üç-beş-on saatten sonra eve gelebildiik. Dün özene bezene aldığım, dolabıma yeni düşürdüğüm malzemeleri annem veto etti, değiştirdik. Puuuuuf! Ama şimdikiler daha çok hoşuma gitti, billahi! :p

 

Sorunum şu kiiii, benim canım hâlâ sıkılıyoooo! Ders çalışmak için acayip bir heves var içimde ama ıh-ıh! Kitabe elimi sürdüğüm an, uykum geliyor. KPDS denen olayda dersimi alacağım kesin. Neyse, burnum sürtülürse hınçla başlarım bir çalışmaya. Ehe!

 

Yarın yoğun bir gün olacak. Defterler ve rakamlar, hesaplar arasında kaybolacağım. Ve biiir sürü kağıt parçası bana bakıyor olacak. Olsun, seviyorum çalışmayı!

 

 

 

Okuyorum: "Şu Çılgın Türkler"  (Evet, geç oldu biraz. Çok zevkliymiş ama! ), "Dağ"

Dinliyorum: Sessizliği... Bazen de Yağmur'un sesini! :)

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

Hafta sonu...

26/1/2008 · Kategori: Bir Delinin Guncesi

 

Hafta bitmek üzere...

 

Durgun ama hantal bir iş çıkışına yaklaşıyorum.

 

Eve gidip eşıfmanlarımı giyip uyuşuk uyuşuk dolaşacağım önce. Sonra tıka basa yiyip televizyonun karşısına oturacağım. Humm, belki de film izlerim cânım kardeşimle. :p

 

Pazar sendromumu ve planlarımı sonra anlatırım. Yaşadıktan sonra!

 

 

Mor kalemli kızın mürekkebi geçici olarak akmamaktadır.

 

 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (yok) Yorum yaz!

« Önceki :: Sonraki »

Web Counter
Web Counter